Myeloid Sarkom

Myeloid sarkom, akut miyeloid lösemi ile eşzamanlı olarak veya nüksetme sırasında izole bir ekstramedüller lösemik tümör olarak ortaya çıkabilen nadir bir hastalıktır. Başka bir deyişle, miyeloid sarkom, akut miyeloid löseminin kemik iliği dışında gelişen doku kitle formunu temsil eder. Myeloid sarkom tanısı, akut miyeloid lösemi tanısıyla eşdeğerdir.

Myeloid sarkom, miyelodisplastik sendrom veya miyeloproliferatif neoplazm gibi hastalıklardan sonrada gelişebilir. Bu hastalıkların blastik dönüşümü anlamına gelir.

Myeloid sarkom, akut miyeloid lösemiye benzer şekilde miyeloid blastlardan oluşur. Bu blastlar, olgunlaşmamış granülositik öncüller, monositik öncüller, eritroid öncüller ve hatta megakaryositik öncüler olabilir.

Myeloid sarkomun sık tutulum bölgeleri deri, lenf düğümleri, gastrointestinal sistem, kemik, yumuşak doku, testis ve peritondur. Vakaların yaklaşık %10’unda çoklu tutulum vardır.

Kadınlara göre, erkeklerde biraz daha fazla görülür. Bebekler ve yaşlılar dahil her yaş grubunda görülebilir. Ancak tanıların büyük bölümü 40 yaş üzerindedir. Ortalama tanı yaşı 56’dır.

Myeloid sarkom, akut miyeloid lösemi hastalarının yaklaşık %5’inde görülür.

Myeloid sarkom teşhisi

Akut miyeloid lösemi hastalarında myeloid sarkomu lösemik blastların neden olduğu doku infiltrasyonundan ayırt etmek önemlidir. Blastların neden olduğu doku infiltrasyonunda tümoral kitleler oluşmaz ancak myeloid sarkom altta yatan yapıyı silen tümöral kitleler oluşturur.

Önceden teşhis edilmiş bir akut miyeloid lösemi hastasında myeloid sarkom teşhisi daha kolay olsa da, primer myeloid sarkom tanısı bir patolog için zor olabilir. Primer myeloid sarkomla ilgili geçmiş tarihli bir analizde %75’lik bir yanlış tanı oranı tespit edilmiştir. Bu çalışmada en yaygın yanlış tanı olarak büyük hücreli lenfoma bildirilmiştir. Moleküler tekniklerin kullanımı ile bu oran iyileşme göstermiştir. Daha yeni tarihli çalışmalarda yaklaşık %30 olarak tespit edilmiştir. Ancak yinede yüksek bir orandır.

Myeloid sarkom teşhisi için klinik tablo, radyolojik görüntülemeler ve doku biyopsisi gereklidir.

Myeloid sarkomun klinik görünümü yerine bağlıdır ve mevcut semptomlar genellikle tümörün etkisine veya infiltrasyona bağlı organ işlev bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkar.

Myeloid sarkom, vücudun herhangi bir yerinde gelişebileceğinden, görüntüleme önemli bir tanısal ve prognostik yöntemdir. Myeloid sarkom genellikle yumuşak doku kütlesi olarak görünür, bu nedenle BT görüntüleme genellikle tercih edilen yöntemdir. Çok çeşitli ayırıcı tanılar olduğundan, BT ve MRI tipik olarak hamartomları ve apseleri dışlamak için kullanılır. PET-CT, özellikle yanıtı izlemek ve radyasyon tedavisi planlaması için de yararlı olabilir. Myeloid sarkom merkezi sinir sisteminde geliştiğinde MRG tercih edilen görüntüleme yöntemi olabilir. 

İnce iğne aspirasyonuna kıyasla daha doğru sonuçlara sahip olduğundan teşhisi doğrulamak için çekirdek iğne biyopsisi yapılmalıdır. Morfolojik olarak, tümör miyeloid hücre infiltrasyonu sergiler. Mikroskobik incelemede, miyeloblastlar, monoblastlar veya daha az sıklıkla promiyelositler dahil kanser hücrelerinin çoğalması görünür. Bu incelemeden çıkan sonuca göre buna göre, granülositik sarkomlar, monoblastik ve miyelomonositik sarkomlar olarak alt gruplara ayrılmıştır.

İmmünohistokimyasal yöntemlerin kullanımı tanıdaki başarı oranını önemli ölçüde arttırmıştır. Akış sitometrisini kullanarak miyeloid farklılaşmasında en yaygın belirteçler CD13, CD33, CD117 ve MPO iken, monoblastik farklılaşmada CD14, CD163 ve CD11c daha yaygındır.

Sitogenetik incelemelerde, myeloid sarkom tanısında kullanılmaktadır. Myeloid sarkomda açıklanan en yaygın mutasyon, mutasyona uğramış NPM1’dir. Açıklanan en yaygın translokasyon t (8; 21) ‘dir. Inv (16), akut myeloid lösemide özellikle de batında yerleşimli olanlarda ekstramedüller hastalıkla ilişkili yaygın bir translokasyondur. Myeloid sarkomda açıklanan diğer anormallikler arasında t (9; 11), del (16q), t (8; 17), t (8; 16) ve t (1; 11) yer alır. Kromozom 4, 7, 8 veya 11’deki anormallikler de rapor edilmiştir.

Myeloid sarkom tedavisi

Randomize prospektif çalışmalar eksik olduğundan, myeloid sarkom tedavisi konusunda fikir birliği yoktur. Akut miyeloid lösemiyle eşzamanlı olarak başvuran izole myeloid sarkom veya primer myeloid sarkom ile başvuran hastalarda şu anda önerilen tedavi rejimi, geleneksel akut myeloid lösemi tipi kemoterapötik protokollerdir. Bu protokoller yüksek doz ve kombine kemoterapi ilaçlarını içermektedir.

Kemoterapi haricinde, myeloid sarkom tedavisinde kullanılan diğer tedavi seçenekleri aşağıda listelenmektedir.

  • Radyoterapi
  • Cerrahi
  • Hedefe yönelik tedaviler
  • Kök hücre nakli

Radyoterapi

İzole myeloid sarkomda, kemoterapötik rejime yetersiz yanıtta, kemik iliği transplantasyonunu takiben rekürrensde ve semptomların hızlı bir şekilde giderilmesi gerektiğinde radyoterapi düşünülebilir. 12 fraksiyonda 24 Gy’lik bir rejim kullanılması, olağanüstü hastalık kontrolü ve az miktarda morbiditeleri ile olan çoğu myeloid sarkom hastasına önerilebilir.

Cerrahi 

Semptomatik myeloid sarkom hastalarında cerrahinin önemli bir rolü olmamasına rağmen, kemoterapiye başlamadan önce eksizyon veya küçültme düşünülebilir. Tanıya ulaşmak zor olduğunda ve eksizyonel biyopsi gerektiğinde cerrahi daha büyük bir yer tutmaktadır. Myeloid sarkom hastalarında agresif cerrahi yaklaşımlar benimsenmemelidir. Çünkü myeloid sarkom izole edildiğinde bile sistemik kemoterapiye çoğunlukla yanıt veren sistemik bir hastalığın bir parçasıdır.

Hedefe yönelik tedaviler

Moleküler hedefli tedavilerden fayda görebilecek belirli hastaları tanımlama yeteneği, kişiselleştirilmiş tıbbın bu yeni ortaya çıkan çağında büyük umut vaat ediyor. Farklı akut myeloid lösemi alt tiplerindeki gen mutasyonlarının son keşifleri, hedeflenen terapötikler için ek fırsatlar sağlamıştır. Nükleozid analogları, FLT3 inhibitörleri, farnesil-transferaz inhibitörleri, histon deasetilaz inhibitörleri ve DNA metiltransferaz inhibitörleri dahil olmak üzere yeni ajanlar şu anda AML tedavisi için test edilmektedir ve MS’li hastaların farklı alt gruplarında da tedavi seçeneklerini ve prognozu değiştirebilir.

Kök hücre nakli

İzole myeloid sendromda kemik iliği transplantasyonunun rolünü değerlendiren prospektif çalışma bulunmamakla birlikte, bazı geriye dönük çalışmalar iyi sonuçlar göstermektedir ve hatta hastaların ilk remisyon indüksiyonundan sonra allojenik kemik iliği transplantasyonunu düşünmeyi teşvik etmektedir. Allojenik veya otolog kemik iliği nakli yapılan hastalarda iyileşme ve uzun süre hayatta kalma olasılığı daha yüksek görünmektedir.

Myeloid sarkom prognozu

Myeloid sarkomun çok nadir görülen bir hastalık olması nedeniyle, prognostik faktörleri analiz eden büyük çalışmalar bulunmamaktadır. Akut miyeloid lösemili hastalarda, myeloid sarkom varlığı olumsuz bir prognostik faktör olarak değerlendirilmektedir. Bir çalışmada myeloid sarkom ile başvuran akut myeloid lösemi hastalarında tam remisyon oranı %50 iken, myeloid sarkom olmayan hastalarda %92 olarak tespit edilmiştir. Primer izole kloroma durumunda prognoz daha iyidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here